Kuyder

Öğrencilikte son İki Yılım-2

30-09-2014   19:29:54

 ÖĞRENCİLİKTE SON İKİ YILIM-(2)..İLHAN POYRAZ YAZDI.

 

           1980 - 81 Eğitim ve öğretim yılına altıncı sınıf öğrencisi olarak başladık. Daha öncede bahsettiğim gibi yönetimde askeri ihtilal var, siyasi faaliyetler askıya alındı. Evde yine Ahmet Kara (Çağrı marketleri sahibi) ile beraber kalıyoruz. İstanbul İmam Hatip'ten gelen köylülerim var, ayrıca köyümüzün Orta okulundan mezun olanlar Nevşehir'in değişik liselerinde okumaya geldiler. Genelde buluşma yeri benim ev oluyordu. Çarşıda buluşma yerimiz ise rahmetli Ali Osman Çetinkaya'nın şarküteri dükkanı oluyordu. Ali Osman amcaya (Hayri ve Ömer Çetinkaya'nın babası) Allah gani gani rahmet etsin; Bizim kahrımızı çok çekti. Okulda velim idi. Burs almamda kefilim olmuştu. Haklı olarak bizim köylülere çok sitem ederdi. Şehre gelen köylülerimiz elindeki yükü Ali Osman amcanın dükkanına bırakırdı. Alışverişi başka dükkandan yaparlardı. Kaşar peynirini satarken "kaşar, yiyen yaşar" derdi. Yani Ali Osman amca Nevşehir'e gelen öğrencilerin velisi idi. Köylülerinde yazıhanesi (bekleme yeri) idi.

         Benim, bir önceki yılda var olan sıkıntılarım devam ediyor. Üstüne üstlük bir de nişanlıyım. İstanbul'u unutamıyorum. Kürt Kazım'ı, Nurettin Yıldız'ı, Ahmet Elitaş'ı, Akıncılar derneğinden Gazi Çalış'ı daha bir sürü arkadaşımı, Yurt müdürümüz emekli albay Yaşar'ı, Müdür yardımcısı Hasan Bozkurt'u vs, hepsiyle unutulamayacak anılarım var. Benim çevremde istisnasız herkes Kürt Kazım'ı gıyabında tanır. Şimdi Kürt Kazım, Taksim'de Dolmabahçe sarayı istikametindeki Vakıflar bölge müdürlüğünde şübe müdürü olarak görev yapıyor. Nurettin Yıldız vaizlikte meşhur oldu. Gezer plastik (ayakkabı) deyince Ahmet Elitaş hatırlanır.

        Nevşehir küçük bir şehir; bir uçtan bir uca benim yürüyüşümle yirmi dakika sürer. Eski valiliğin önünde, şimdi park olan yerde oturacak bir kaç tane bank vardı, bunun dışında ne bir bahçe ne de bir park vardı. Bir gün bu bankların birinde iki arkadaş oturuyorduk. Kılık kıyafeti düzgün bir beyefendi geldi. "Buradan kalkın, vali bey geçecek" dedi ve gitti. Bizde hiç aldırış etmedik. Kendi aramızda, Valiyse vali esas duruşamı geçeceğiz diye konuşurken beş altı kişilik bir ekip önümüzden geçip gidiyorlardı ki, birisi geri dönüp geldi. "Vali geçerken niye ayağa kalkmadınız, hem ben size demedim mi burada oturmayın, valiyi savuşturayım gelip sizi tutuklayacağım" dedi. Biz hiç oralı olmadık, aldırışta etmedik. Gidenler bir daha geri dönmedi. bir müddet sonra da biz kalktık gittik. Benim ruhumda her zaman bu tür şeylere isyan hep olmuştur.

         Bizim köylülerden Ercan Karataş daha okulun başında okumayı düşünmediğini ifade ederek okuldan ayrıldı. Recep Arpacı da okula gidip geliyor ama elinde "ECE" ajandasından başka ne kitap var ne defter. Birinci yarıyılı zar zor bitirdi. Karnede beş altı zayıf vardı. İkinci yarı yıl başlayınca Recep'in elindeki ajanda Kur'anı Kerim hocası olan Mustafa Türker'in dikkatini çekmiş ve derste ajandayı alıp bir kontrol etmiş. Mustafa hoca ajandanın içini açınca şaşırmış. Bütün dersleri bu ajandaya not etmeye çalışmış ama bakkal defterinden daha karışık ve Çin'ce mi? Arapça' mı, Romen'ce mi? bir türlü karar veremiyor ve alıp öğretmenler odasına götürüyor. Öğretmen arkadaşlarına gösteriyor, hiç biri hangi yazının hangi derse ait olduğunu anlamıyorlar. Mustafa hoca tekrar getirip Recep'e teslim ediyor. Olay defter günün konusu olunca bizimde ilgimizi çekti. Ben de şöyle bir göz gezdirdim, resimler için kullanılan üç boyutlu, dört boyutlu görüntüyü Recep "ta" o zamanlar keşfetmiş idi ama kıymetini anlamadılar. Recep'te madem kıymetim bilinmiyor, "bende okulu bırakıyorum" dedi ve okuldan ayrıldı.

          Türkiye genelinde olduğu gibi Nevşehir'de de gençler arasında siyasi kavga bitince ortaya tarikatlar çıktı.  Nevşehir'de de Nakşibendi tarikatının bir kolu olan, Medine'de ikamet eden Sami Ramazanoğlu'na bağlı guruplar oluştu. Bizi de zaman zaman evlere davet ettiler. Gittiğimiz evlerde ilahi, zikir eşliğinde, cüppe ve sarıklı gençler, şeyhlerine olan hasreti ve özlemi dile getiriyorlardı. İstanbul'da yurtta kalırken, etüt hocası olarak görevli Vahdettin abi bizi bir tarikat evine götürmüştü. Bu günkü düşüncelerime göre boş bir uğraşı ve zamanın boşa harcanması olarak düşünüyorum. Bana da başıma sarmam için üç metre uzunluğunda sarık sargısını Nurettin Yıldız vermişti. Pardüsenin iç kol içine sokarak muhafaza ediyorduk. Fakat tam bir becerip de saramadığım için pek kullanamadım. Maalesef, okuma oranının düşük olduğu toplumlarda gençlerin boşluğunu, şimdiki tabirle gazını hemen birileri alıyor. Artık gözüne taktığı gözlüğü bir daha ya hiç çıkarmıyor ya da kaldırıp atıyor. Halbuki Allah kullarına bütün söyleyeceklerini Kur'an'da bir bir anlatmış ama biz kulları nefsimize ağır gelecek emir ve yasaklarda kaçamak yollar arayışı içine girmişiz. Tabii olarak kendimizi aldatmaktan başka bir şey elde edilmez. Her şeyin en iyisini ve en doğrusunu Allah bilir.

         Nevşehir 1980'li yılların başında 20.000 (yirmi bin)'in biraz üzerinde nüfusa sahip bir şehirdi. Haftalık pazarı, pazartesi günü kurulurdu. O gün köylüler erken kalkar "Şare(şehre) pazara gidiyok"derlerdi. Şehrin en kalabalık günü pazartesi günü olurdu. Bütün köylerden kamyon ve münibüslerle köylüler şehre gelirlerdi. Hem ürettiği şeyleri satarlardı hem de ihtiyaçlarını pazardan karşılayıp öğleden sonra saat üç gibi geri dönüşler başlardı. Köyden bize de yiyecekler pazartesi gelirdi. Pazartesi günü mutlaka köy minübüslerinin kalktığı yere uğrar hem köylülerimizi görür hem de umduğumuz bir şeyler gelmiş mi diye dolaşır giderdik.

        Nevşehir halkı gelenek ve göreneklerine sıkı sıkıya bağlı bir Türkmen şehridir. Bütün evli kadınlar giysilerinin üzerine "Çar" örterlerdi. "Çar" baş, omuzlar ve sırt kısmını kapatan tamamen geleneksel bir giysidir. Çar, çarşıya çıkacak evli bir bayan mutlaka üzerine çarını atar ve öylece çarşıya ya da köyde sokağa öyle çıkardı. Nevşehir'li kadınlar evlenme çağına gelen kızlarını kollarına takarlar şehrin çarşısında dolaşırlardı. Çarşıya çıkan bayanlar zaten esnafı tanırlardı. Kızlar evden çıkmadıkları için kimin evlenecek kızı var bilinmezdi. Bu bir nevi tanıdıklara kızıma hayırlı kısmet bekliyorum anlamı taşırdı. Kızlar başlarına örttükleri yemeniyi ön kakülün açık olması bekar kız anlamına gelirdi. Evlenene kadar kızların başı ön cepheden saçları açık olurdu. O zamanlar da çarşaf ve türban yoktu. Bizim gençlik yıllarımızda yaşam genelde iç Anadolu da gelenekseldi. Şapka kanununun vermiş olduğu alışkanlıkla (alt sınıf) babalarımız "şapka" giyerlerdi. Üst sınıf ise "foter" giyerdi.

           Altıncı sınıfta karnede zayıf olmadan yedinci sınıfa geçtik. Çok şükür hayat acı ve tatlı günleriyle çok hızlı ilerliyor. Pılımızı pırtımızı (eşyalarımızı) topladık, yaz tatilini köyde geçirmek üzere bir kez daha Nevşehir'den ayrılıyoruz.

İlhan POYRAZ

28.09.2014

Pendik

 

kuyder.com

Yandex.Metrica